Açık Üniversite Projesi

Veli Tasalı yazdı   ·   07 September 2020

ideas plan

Bon boylo dosonoyorom

Bon boylo dosonoyorom

İnsanları bir platform üzerinde bir araya getirip eğitmeyi amaçlayan ve yetiştirmek için 2 ay süremizin olduğu Açık Üniversite Projesi bir sosyolog olmamama rağmen bir şekilde olmam gerekiyormuş gibi hissettiriyor çünkü düşüncelerimi ortaya koyarkan kendimden emin olamayınca devam edemiyorum.

Böyle hissetmemin başlıca sebeplerinden biri de projemizin inanç olgusunu bir problem olarak ele alışı. Bu şu demek, insanların isteklerinin sürdürülebilir olması için öncelikle bunu koşullandıracak bir ortam hazırlamamız gerekiyor. Yani Tanrı'ya inandırmak için tanrı olgusunun dolduracağı alana vurgu yapmak gibi birşey.

İnsanlar inanmak ister ancak inanmak içinse o inancın mümkün olabileceğini bilmek gerekiyor ve bunun üzerinde düşünmenin birkaç yolu var gibi. Deneyimsizlik (cahiliyet), Deneyimlemişlik (naiflik), Bilmek (konu hakkındaki sınırlarını farkında olmak).

Deneyimsizlik birçok örnekle açıklanabilir. Mesela, hiç okula gitmemiş ama para kazanabilen bir insanı ele alalım. Bu insana neden zamanında yeteneklerini geliştirmediğini sorduğumuzda alacağımız cevap "yapardım ancak elimden tutan olmadı"ya yakın olacaktır. Bu cevap, kişinin o konu hakkında bilgisinin olmadığını ve konuyu alakasız olsalar bile daha önceki başarıları üzerinden yargıladığını gösterir.

Burda cevabın ne kadar doğru olduğu değil de ne kadar gerçeğe yakın olduğuna vurgu yapmak gerekiyor. Birçok insan birçok işi başarabilir ancak asıl sorun nasıl başaramadığı değil de nasıl başarabildiğidir. Çünkü başarının başarı olmasını sağlayan eylem, sıyrılma ve çoğunluktan uzaklaşmadır. Herkesin A ile geçtiği dersin ortalaması A'dır ve ortalama olan her ne olursa olsun sıradandır. Yani başarızlığa sebebiyet veren etkenler önemli ancak başarıya sebebiyet verenler daha da önemli olabilir.

Deneyimlemişlik ise yol-yordam bilmek ile eşdeğerdir ancak işin çok başında olunduğu ve neyin nerde yanlış gidebileceği bilinmediği için, yalnızca başarı bir fikir olarak vardır. Bu aşamada alınan kararlar uygulamaya konulduğu anda küçük engeller bile sukoyvermeye neden olacak, çelişkiler kişiyi kendini sorgulamaya itecektir. Bu aşamada kendini sorgulamanın sebeplerinden biri de sihir diye adlandırdığım "bilmediğim/kaçırdığım birşey mi var" düşüncesidir. Öyle ya, çıtanın üstündekilere bakıldığı zaman sanki bizim farkında olmadığımız bir konunun olduğu, onların bir şekilde bizden daha iyi olduğu ve bunun bir açıklaması olmadığı fikri sihir gibi gelebilir.

Bilmek ise her şeyi bilmekten ziyade ne kadar bildiğini bilmek ve izleyebileceği yollar konusunda fikir sahibi olmaktır. Örneğin, A otobüsünün X noktasına gidebileceğini bilebileceği gibi, B otobüsünün Y noktasına götürdüğünü ve X'e yakın bir yerden geçtiğini bilmek ve alacağı kararlarda özgün ve kendine güveni olmak demektir. Ne bildiğini bilmek ise öğrenirken seçici olmasını sağlayacak ve kısayollara sahip olma özgürlüğü tanıyacaktır.

Tabii, yine tekrardan belirteyim, bunlar benim deneyimlediklerim. Deneyimlerim beni uzman yapmaz farkındayım. Her neyse devam edelim :'(

Android üzerinde yazılım geliştirmeyi yeni yeni öğrenirken en çok merak ettiğim konulardan biri de diğer geliştiricilerin arayüzlerini nasıl o kadar güzel tasarlayabildikleriydi. Uygulamalarını incelerken bir ileri, bir geri yaparak anlamsızca gezindiğimi hatırlıyorum. Kendi uygulamama baktığım zamansa sadece bir sayfayı tasarlamak bir yük gibi gelir ve neyi nereye nasıl koyacağıma bir türlü karar veremezdim çünkü uygulama bir şekilde çökmeyi başarırdı. Bu bana o geliştiricilerin benden daha iyi oldukları izlenimini vermiş ve onların bir tür sihir kullandıkları fikrini aşılaşmıştı.

Zaman geçtikçe daha fazla zaman harcadığım uygulama geliştirme serüvenimde ezik olduğum düşüncesinin en kötü yanlarından biri de kararlarım sorgulandığında hemen kendimden şüphe etmem ve sırf o an düşünmeyeyim diye en basit özellikleri eklemeyi bile en sona saklamamdı. Sonunda ortaya çıkardığım ürün ise, kullanıcıların deyimiyle "manasızca karmaşık ve anlaması güç" olurdu. Haklılar mıydı tartışılır. Zaten en son sürümünü yayınladıktan sonra öğrenme sürecime devam etme kararı aldım. O sırada öğrendiklerim fikir yapımın tazelenmesini ve aslında nerede yanlış yapıyorum sorusunu istemedende olsa cevaplamamı sağladı. Sorun şuydu, verdiğim kararların arkasında duramıyor oluşum ve nötr olmaya çalışırken etkisiz olmam projenin başarısız olmasına ve geliştirme sürecinin yavaş ilerlemesine neden oluyordu. Yazılım konusunda fikrimin mükemmelliyetçilik oluşu aslında odaklanmam gereken sorun çözme eyleminden uzaklaşmama ve gereksiz enerji sarfetmeme neden oluyordu. Anladım ki, yazılım günlük hayattaki sorunları çözmek için başvurulması gereken yollardan biri ve bunu eylemin kendisini (yazılım geliştirme işini) gerçekleştirmek için yapıyor olmak tümüyle sapkınlık ve hataydı.

Bunları öğrenirken aradan 2 sene geçti. Birçok kez bırakmayı düşündüm. Yetersiz olduğum fikri beni sürekli düşündürüyordu. Kesin bir karar veriyor ve o kararımdan dönüyordum. Birçok kez sorunu saptadığımı düşünüp çalışma yöntemimi de değiştirdim. Ancak değişmeyen şey fikirlerimdi. Onlara göre herkes yanılabilir; tek doğru yoktur; ve inanmak için güvenmek, güvenmek içinse inanmak gerekiyordu. İnsanların çoğu başarısızdı ve bu onların ağızlarından çıkacak her kelimeyi geçersiz kılıyordu. Doğruyu ve yanlışı kendim bulmam gerekirdi. İnsanlar bana inandıklarında güvenebilirdim. Yaptıklarımı anlayacak seviyede olmaları ve beni eleştirmeleri gerekirdi ki bu da onların bana inandığın kanıtı olabilirdi. Çevrimiçi profillerini gördüğüm insanların yaptıkları ilgi çekici gelmiyor ve onları küçük görüyordum kısacası. Bu sağlıksız ve yanlıştı. İnsanlarla iletişimimi güçlendirmem ve erişimim olmadığı yerde erişimi olanlardan yardım istemem gerekirdi. Kendimi daha iyi anlatmam gerekirdi ve internette bulanık fotoğrafı ile kısa kısa cümleler paylaşarak dolaşmak ve hayatın anlamını bulmuşum gibi davranmak saçma ve çocukcaydı. O yüzden karar verdim ve dedim ki inanılmaya ihtiyacı olanlara inanıp yol göstermeye çalışacağım. Yardıma ihtiyaç duyduğumda yardım talep etmekten çekinmeyeceğim. Bana ulaşanlara karşı sabırlı ve anlayışlı bir dinleyici olup kim olursa olsun yardımcı olmaya çalışacağım dedim. Bu her ne kadar herkes üzerinde işe yaramasa da, birçok güzel insanla tanışmamı ve güvenimin tazelenmesini sağladı.

O arada yavaştan Twitter'ı kullanmaya başladım. Kullanımım boyunca farkına vardığım ve hala şaşırtıcı bulduğum konulardan biri de bulunduğum bölgeye özgü sandığım birçok âdetin ülke genelinde meydana geldiğiydi. Bana kalsa başka bir şehre taşınsam değişiklik olurdu ancak anladım ki Türkiye bir bütün ve insanda çeşitlilik olsa bile bazı şeyler hep aynı şekilde olup bitiyor.

İnsanların nasıl hissettiklerini kesin bir yargı içerecek şekilde dile getirdikleri bu platformda, ana etkenin insanların anlaşılma arzusu olduğunu anlayabiliyorum ve birçokları gibi ben de anlaşılmak istiyorum. İnançları ne olursa olsun insanların burada yani Dünya üzerinde yaşıyor oluşu başlı başına bir muamma. İnsanlar inanmak ister ve bunu karşılanmayışı bir facia olabilir. Tabii ki, burada aşırıcılardan bahsetmiyorum veya insanların olağandışı bir olaya karşı tutumlarından. Asıl konu şu ki naif biri olup öğrenme isteği ile dolu olan birçok insan var ve ben de böyle olan birçok insan tanıdım. Kendi alanım üzerinden yardım etmek isterim. Birçok arkadaşım evlerinde oturmuş seçilmeyi bekliyor. Ancak bu böyle olmak zorunda değil ve bunu gördüm. Şu an ne için uğraş veriyorsak ve onu insanlara sunacak cesarati bulabilirsek mutlaka ilgilenen biri olacaktır, belki 2, belki 5 yıl sonra. Ancak inancı olmayan bir insanın bunları nedenselleştirip yapıyor olmayışı kadar da doğal birşey yok. İnsanlar olarak yaşamlarımız başkalarından gördüğümüzü kopya etmemizle mümkün. Etrafımızda örnek alabileceğimiz insanlar olmalı ki bazı eylemleri yapabilecek gücün kendimizde de olabileceği düşüncesine sahip olabilelim.

Açık Üniversite Projesi'nin bunu başarması gerek. İnsanların, seçeceği eğitmenlere inanması ve aynı zamanda eğitmenlerin insanlara inandığını göstermesi gerekiyor. Dediğim gibi bunun ne kadar mümkün olabileceği konusunda çok az fikrim var. Ama insanların öğrenmek istediğinin farkındayım. Bunu başarmak için sahip olduğumuz zaman da giderek azalıyor. Bir YouTube videosu ile hayatın anlamını çözmek, aldığımız bir alet ile bütün arızaları onarmak istiyoruz. Ancak öyle olmuyor ve belki de işin eğlencesi de burda. Yapay zeka güçlenip elimizden bütün işlemizi alana kadar bunun keyfini çıkarabiliriz belki de. Tek işinizin müşteri hizmetlerini arayan insanlara "bilgisayarınızı yeniden başlatmanız gerekiyor" demek olduğunu düşünün. Eminim bir süre sonra bu cümlenin başına sonuna yamalar yapıp öyle söylerdiniz.

Ustalık statüsüne ulaşmak meslek dalına göre farklı yetenekler gerektirir. Kolay işleri yapmak isteyebiliriz. Bunalmışlıktan dolayı ne iş olursa olsun yaparım diyebiliriz ancak belki de farklı birşeyler denemenin vakti gelmiştir. 'A' yoluna gidecek gibi yapıp 'B' yoluna sapıverin bir zahmet. Eğer şu an evde boş boş oturuyorsanız, vakit o her zaman yapmak istediğiniz şeyi yapma vaktidir. Üniversiteyi bitirdim şimdi sıra devletin bana iş bulmasında diye düşünüyorsanız haklısınız. Ancak o arada SİZİN olan zamanı boşa kullanmayın. Açık Üniversite'de kod eğitimi alıp o her zaman yapmak istediğiniz kişisel web sayfanızı hazırlamanız eğlenceli olabilir.

Önceki Gönderi
August 2020